Depresyon ve Gerçekçilik
Updated: Jun 23, 2023
Depresif gerçekçilik 1970’lerde yapılan gözleme dayalı bir çalışmayla birlikte hayatımıza dahil olan bir kavrama dönüştü. Aslında hikaye temelde 1979’da Alloy ve Abramson isimli iki sosyal psikoloji araştırmacısının tasarladığı deneysel bir çalışmaya dayanıyor. Deneyde depresif ve depresif olmayan denekler belli uyaranlarla basılan bir düğme sonucunda yanan veya yanmayan bir yeşil ışık düzeneğine oturtulmuşlar. Bu deneyde araştırmacılar depresif olan bireylerin yeşil ışığın yanması üzerinde bir yere dek kontrollerinin olduğunu fark edip buna uygun bir patern çıkarırken depresif olmayan bireyler ise bu kontrolün daha fazla olduğunu düşünmüşler ancak gerçekle uyuşmayan hamleler sergilemişler. Alloy ve Abramson buradan hareketler depresif bireylerin daha gerçekçi, ayakları yere basan bir tavır taşıdıklarını buna karşılık depresif olmayan bireylerin ise olaylar üzerindeki kontrollerini daha abartılı algıladıklarını ileri sürmüşler. Tabii popüler kültüre ve sanata bunun yansımalarını sıkça görebildik.

Henüz yeni tamamlanan ve yayınlanan bir çalışma ise 1979 tarihli çalışmanın prosedürünü biraz değiştirerek tekrarladı. Orijinal çalışmadaki sonuçları almak şöyle dursun, depresif bireylerin olaylar üzerindeki kontrollerini sağlıklı deneklere göre daha abartılı algıladıklarını buldu. Bu yeni çalışmanın yazarlarından Moore kariyerimiz, hayatımız, sağlığımız, mutluluğumuz ve daha pek çok konuda büyük bir belirsizlik içinde yaşadığımızı ve gerçekten hangi eylemlerimizin nasıl etkiler yaratacağını öngöremediğimizi belirtiyor. Bu açıdan bakıldığında en azından neyi kontrol edip neyi edemeyeceğimizin çok daha önemli olduğunu vurguluyor ancak depresif tablonun bu konuda daha gerçekçi bir yaklaşım ortaya koymakta önemli olduğuna dair çıkarımın altı boş bir önerme olabileceğinden bahsediyor.
Depresyonun şüphesiz övgü hak eden bir varlık sebebi yok, önü sonu bir hastalıktan/bozukluktan bahsettiğimizi söyleyebiliriz. Tüm bunların yanında yine de evrim garip bir işleyiş sunar bize. Belki doğrudan depresyon değil ancak getirdiği belirtilerin önemli bir kısmının adaptif, işe yarar bir yanı olduğunu söylemek mümkün, en azından evrimsel perspektiften. Depresif bozukluklarla ilgili evrimsel bir görüş, bu sendromların doğada oldukça farklı şekillerde var olduğunu öne sürer. Depresyonu olan hastalar tarafından sözsüz biçimde verilen önemli bir “mesaj”, genellikle yaşamda kaynakları ve enerjiyi koruma ihtiyacı ile ilgilidir. En geniş anlamda, hayvanlardaki hastalık davranışına benzer ve gerilimi azaltan itaatkar bir sosyal stratejidir. Ancak bunca zaman “Sadder = Wiser” (daha üzgün ama daha bilge/zeki) denkleminin doğru kabul edilmesinin çok da anlamlı olmadığını belirtebiliriz. Fakat yine de farkındalık kavramının bu sepete atılıp atılmayacağı ya da ilişkinin tersten kurgulanıp daha bilge/zeki/farkında olanın depresyona daha meyilli olup olmadığına bir yanıtımız hala yok.
Alloy, L. B., & Abramson, L. Y. (1979). Judgment of contingency in depressed and nondepressed students: Sadder but wiser?. Journal of experimental psychology: General, 108(4), 441.
Dev, A. S., Moore, D. A., Johnson, S. L., & Garrett, K. T. (2022). Sadder≠ Wiser: Depressive Realism Is Not Robust to Replication. Collabra: Psychology, 8(1), 38529.


Comments