Ezilerek öldürülmüş ozanlar
Ölü Ozanlar Derneği 1989 yapımı bir film, Peter Weir yönetmiş. Kleinbaum’un aynı adlı eserinden uyarlanmış. Beni ilgilendiren ise Neil Perry’nin katettiği yol hiç şüphesiz. BUNDAN SONRASI SPOILER İÇERİR!

Frankl’a göre çağımızın kitlesel nevrozu varoluşsal boşluktur-kişisel ve özel bir anlamsızlık hali. Bireyleri bağımlılığa, saldırganlığa ve depresyona iten de bir ölçüde budur der Frankl. 4 boyutta inceler varoluşsal boşluğu: hayata karşı geçici tutum (yarın yok gibi), hayata karşı kaderci tutum (kontrol yok gibi), kolektivist düşünce (ben yok gibi), fanatizm (öteki yok gibi).
Aslında Neil Perry film boyunca kendi anlam arayışını bütüne vardırır gibi görünmektedir bu perspektiften bakıldığında. Okuduğu iyi akademiden bir bilim insanı ya da düşünür olarak çıkmak yerine tiyatroda kendini bulmuştur. Yarın için bir planı vardır artık, hayatının kontrolünü eline almıştır. Öğretmeni Keating sayesinde kendisi olmuştur, ben diyebilmiştir ve korsan kulüpleri Ölü Ozanlar Derneği sayesinde arkadaşlarının arzularını, ötekini tanıyabilmiştir. Öte yandan çok katı bir babanın altında ezilmektedir ve en sonunda aktörlük tutkusu sebebiyle okuduğu liseden bir askeri okula gönderileceğini öğrendiğinde intihar eder. İşte burada gün yüzüne önemli bir soru çıkar: Biz biz olmaya çalışırken fenalıklar geçiren topluma ezilmeden bunu nasıl başarabiliriz? Toplumun mutsuzluğundan nasıl korunur mutluluğumuz? Keşfedilen anlamı kitlelerin boşluğundan nasıl sakınırız?


Comments