Farelerin evyesi
İnsan hep yokoluşa dair fanteziler kurar, edebiyat ve görsel sanatlar kıyamet temalı eserlerle doludur. Aslında önce yokolmak nedir, biraz onu tanımlamak lazım. İnsan nasıl yok olur? koca bir tür? Yeryüzünde bir kişi kalmış olsa bile insanlık yok oldu diyebilir miyiz?
Pek çok kişi için üre(t)mek hayatta ve hatta hayatlarda kalış biçimidir. Evrimsel biyoloji açısından hayatta üreyerek kalıyoruz. Bunun yanında dünyada kalacak son kişinin "insanlık hayatta" demeye yetmemesi kısmı ise üretmekle alakalı. Bin yıllar içinde üretip inşa ettiğimiz her şeyin yok olduğunu düşünelim; insanlar olmasa dahi insanlığın öldüğü yorumunu yapmakta herhalde zorlanmayız. Bizi tanımlayan şeyler arasında ürettiklerimizin de var olduğu kesin. Bu, sadece somut olarak ortaya koyduğumuz "şey"lerle bağlantılı değil. Ayrıca inanılmaz bir ilişkiler yumağı ürettik. Düşünüş biçimleri, teoriler ve tabii ki hepsinden evvel tüm bir tür olarak çeşitli DAVRANIŞLAR.
Aslında adaleti üzerine inşa ettiğimiz intikam arzusu de facto bizle beraber doğuyor. Ancak bu arzuyla nasıl bir davranış geliştirdiğimiz içinde yaşadığımız toplumu, medeniyeti tarifliyor. Sözgelimi "dişe diş göze göz"ün üzerine çıkıp intikam arzumuzu hapis cezasıyla tatmin edebiliyorsak ve karşıdakine zarar verici davranışlar göstermiyorsak artık daha gelişmiş bir medeniyetin parçası olduğumuzu söylemek mümkündür diyebiliriz.
Sonuçta davranışlar türümüzü büyük ölçüde tarifler diye düşünüyorum. Bu da beni Malthus ve Calhoun'a getiriyor. Malthus -kabaca- nüfus artışını sınırlayacak şeylerden birinin bu artışla birlikte gelecek olan davranış değişiklikleri ve şiddet davranışlarının baskınlaşması olduğunu söyler. Ünlü İngiliz etolog John Calhoun da buradan hareketle bir deney tasarlar. Hemen makale linkini bırakıp özetleyeyim: https://www.gwern.net/docs/sociology/1962-calhoun.pdf

Calhoun kısıtlı bir alana çok sayıda albino Norveç sıçanı koyar. Popülasyon arttıkça klasik rat davranışlarının yerine daha fazla şiddet içeren davranış gözler Calhoun. Sıçanlar birbirlerini öldürür ve yerler. Tecavüz gırla gider. Calhoun bu durumu "Behavioral Sink" yani davranış evyesi olarak isimlendirir. Olağandışı koşullarda klasik davranışlarımızın lağıma akıp gittiği bir evye vardır der. Bir dönem oldukça popüler olan bu teori artık pek rağbet görmüyor. Bununla birlikte ikili bir dünyada yaşamaya başladık ve salgınla birlikte bu durum ayyuka çıktı: öyle bir noktadayız ki sosyal medya YOK, sanal dünya VAR. Şimdi bütün bir tür olarak sanal dünyada linç hareketlerinin parçası olabiliyoruz, eskiden bir tür perversiyon olduğunu düşündüğümüz teşhirciliği sanal dünyada satabiliyoruz, alabiliyoruz. Sanal alışverişlerle batıp çıkabiliyoruz. Gerçek dünyada kimseden selamı esirgemeyen şövalyeler olarak sanal dünyada geceleri ağızlar dolusu küfürle kendi GERÇEKLİĞİMİZİ başkalarından gizleyerek yaşayabiliyoruz. Salgınla birlikte dışardaki gerçek dünyayla bağlantımız azaldı ve sanal dünyada bunları gözlemek kolaylaştı zira ekranların ardında bu davranaış değişikliklerini çok daha fazla sergileyecek bir zamana sahibiz. (aslında değiliz-zaman doğrusal akar gider, güçlülüğümüz mekanların plastikliğini kendi gücümüz olarak algılamamızdan ileri geliyor, ayrı başlık bu) Sonuçta kendi davranış evyemizi galiba tür olarak sanal dünyada yarattık. Kıyametimiz de sanırım buradan başlayacak, ne yazık.


Comments