Kierkegaard'ın vampiri
AĞIR SPOILER İÇERİR!
---------------------
Netflix bize oldukça farklı bir Drakula uyarlaması sunmuş. Kierkegaard'ı mezarından kaldırıp estetik-etik-dini varoluşu vampirlerle anlat deseler herhalde böyle yazardı.
Dizinin başında gençliğin, güzelliğin, taze kanın peşinde olan ve oldukça yaşlanmışken emdiği kanlarla giderek gençleşen/güzelleşen bir Drakula çiziliyor.
Yolculuk boyunca Drakula'nın açmazları tatlı tatlı anlatılıyor; sadece Transilvanya'dan alınmış toprakla dolu bir tabutta uyuyabilmesi, güneşe çıkamaması, davet edilmediği yere girememesi, aynalardan nefret etmesi... ve haçtan korkması.
Dizinin olay örgüsü çok ilgi uyandırıcı değil aslında ancak çözümü bir van Helsing yapıyor finalde.
Drakula savaşçı, savaş alanında ölmekten korkmayan, amaçları doğrultusunda aşkın biçimde ölüme koşabilen soyun ölümden korkan tek üyesi...
Drakula "ötekiler" gibi -ancak ölmeden- toprağa yatabilmek için Transilvanya toprağıyla dolu tabut kullanır. Güneş onu ve utancını görünür kılmaktadır. Aynalar aslında zamanı yenemeyeceğini, çirkin yüzünü göstermektedir.
Soyunun diğer üyeleri tarafından öylesine dışlanmıştır ki davet edilmediği hiçbir yere giremez. Ve son olarak haç... Ölümle kucaklaşabilme cesaretini vurguladığı için en rahatsız edici şey bu haçtır Drakula için.
Dizinin sonunda neredeyse tapındığı genç kadın Lucy de ölümden korkan, güzelliğine tapan ancak korkuya rağmen damarlarını gönüllü olarak Drakula'ya açıp ölümle kucaklaşabilen kadındır.

Kierkegaard'ın varoluşun aşamaları olarak tariflediği estetik-etik-dini varoluş biçimlerini dizi boyunca izleriz aslında.
Bir bakıma Drakula'ya varoluşçu perspektiften bakabilmek de mümkünmüş.


Comments